Salı, 14 Temmuz 2009 20:42   
Doğu Türkistan’da Vahşet Yaşanıyor
Çin Hükümeti, Doğu Türkistan’da yürütmekte olduğu zulüm ve asimile politikasını daha da hızlandırmak için, 2003 yılından itibaren her yıl 14–22 yaş arasındaki binlerce Doğu Türkistanlı genç kızı meslek edindirme ve zenginleştirme bahanesiyle Çin’in iç bölgelerine zorla götürüyor. Çin, genç kızları fabrikalarda ağır koşullar altında çalıştırıyor, bazılarının ahlakını bozmak için bar, gece kulüpleri, otel, pavyon vb. yerlerde çalıştırıyor. Bununla yetinmeyen Çinliler, işçi kızlara sarkıntılık yapıyor, taciz ve tecavüz girişimlerinde bulunuyor. Resmi kaynaklara göre, Çin’e zorla götürülen kızların sayısı 1 milyonu aşmış durumdadır. Son olarak, 23 Haziran 2009 tarihinde Çinli işçiler yine Uygur kızlara sarkıntılık yapmış, bu sebepten dolayı aynı fabrikada çalışan erkek Uygur gençleriyle Çinliler arasında kavga çıkmıştı. Kavgadan sonra, Uygur gençler yetkililerden zanlıların bulunup cezalandırılmasını istemiş, ancak bu haklı talep feci bir şekilde sonuçlanmıştır. 26 Haziran sabah 02:00 sularında, Çin’in Guang Dong eyaletine bağlı Shao Guan kentindeki bir oyuncak fabrikasında çalışan 5000’e yakın Çinli işçi, aynı fabrikada çalışan 800’e yakın Uygur işçinin kaldığı yatak binasına aniden saldırmış ve Uygur işçileri erkek – kadın ayırmadan ellerindeki demir sopa ve benzeri nesnelerle rast gele dövmeye başlamış. Neye uğradığını anlayamayan Uygur işçilerin bazıları daha yataklarından kalkmadan yere yığılmış, bazıları kaçmaya çalışmışsa da etrafı saran Çinlilerden kurtulamamış ve öldüresiye dövülerek can vermiş, bazıları ise eline geçirdiği şeylerle Çinlilere karşı koymaya çalışmış, ama onlar da dayaktan nasibini alarak diğer arkadaşları gibi kanlar içinde yere yığılmıştır.  Sabah 06:00’ya kadar 4 saat süren kanlı olaya ne polis, ne fabrikanın güvenlik güçleri müdahalede bulunmuş, Çinli işçiler 4 saat boyunca döverek öldürdükleri Uygur işçilerin cesetlerine yine tekme atmış, hatta üzerine tuvaletlerini yapmıştı.  Edindiğimiz bilgilere göre, Shao Guan şehri belediye başkanı, emniyet müdürlüğü ve başka yetkililer durumdan anında haberdar olmalarına rağmen, olayı kendi seyrine bırakmış, hatta müdahalede bulunmak isteyen güvenlik güçlerine olaya karışmamak emri vermiştir. Ancak olay bittikten sonra, polis, ambulans ve yetkililer olay yerine gelerek ölü ve yaralıları ambulansla hastanelere taşımış, olayın izini kaybettirmek için hemen belediye temizlik işçilerine emrederek olay yerini saatlerce suyla yıkayıp, kan izlerini yok etmeye çalışmıştır.  Olaydan sonra, Çinli yetkililer olayın sebebi, boyutu, ölen ve yaralananların sayısı hakkında gerçek bilgi vermekten kaçınırken, gayri resmi medya kuruluşlarını da olayla ilgili bilgi sızdırmamaları konusunda sıkı tembih etti. Ancak olayda yaralanan Uygur gençlerden edindiğimiz bilgiye göre, fabrikada çalışan 800 Uygur gencin 200’e yakını olay sırasında hayatını kaybetmiş, 400 civarında genç canını zorla kurtararak şehir dışındaki bir dağın tepesine sığınmış, geri kalan 200 işçiden ise hiçbir haber alınamamıştır. Bütün Doğu Türkistan halkı, Çinli yetkililerden olayla ilgili resmi açıklama yapmasını beklerken, Çinli polisler olay sırasında kamera görüntüsüne takılan birkaç Çinli işçiyi sözde sorguya almış ve "Deli" raporu vererek serbest bıraktıktan sonra, olayda hayatını kaybeden Uygur gençlerin cesetlerini ailelerine teslim etmiş ve ailelere olayla ilgili ses çıkartmama konusunda tembih etmiştir. Zulmün bu kadarına pes dedirten olaya tahammül edemeyen bazı kişiler resmi makamlara olayla ilgili soruşturma yapma önerisinde bulunmuş, ancak Çin polisi onları da hemen tutuklayarak hapse atmış. Bu gelişmelere sessiz kalamayan Doğu Türkistanlı öğrenci ve öğretim üyeleri, 5 Temmuz Pazar günü Doğu Türkistan’ın Başkenti Ürümçi sokaklarına dökülmüş ve yetkililerden olayla ilgili net bilgi vermeleri ve suçluların bulunarak cezalandırılması talebinde bulunmuş. Ancak, Uygur Türklerinin bu haklı talep ve yasal yürüyüşüne bile tahammül edemeyen Çin hükümeti, hemen polis ve askeri harekete geçirerek barışçıl yürüyüş yapmak isteyen kalabalığın üstüne hedef belirtmeksizin ateş açmış, bir yandan da tank ve panzerleri kalabalığın üstüne sürerek, onlarca kişiyi ezerek öldürmüştür. Sakin yürüyüşle başlayan gösteri, Çin hükümetinin güç kollanması sonucu bir anda çığırından çıkmış ve Ürümçi sokakları cesetlerle dolmuştur. Uygur göstericileri kanlı bastıran Çin hükümeti, internet aracılığıyla tüm dünyaya yayılan fotoğraf ve görüntüler karşısından ne yapacağını şaşırmış ve hemen telefon ve internet bağlantılarını keserek bölgenin dünyayla olan bağlantısını engelledikten sonra, kendi devlet televizyonu tarafından çekilen görüntüleri sansürleyerek, araba deviren, binaları ateşe veren sözde provokasyoncu Uygurlar ve onlara müdahalede bulunmayan, "İnsaflı" polisler, burnu kanayan, başı yarılan Çinlilerin görüntülerini dünya ajanslarına servis etmektedir. Ancak bu görüntülerde silahlı güçler tarafından otomatik silahlarla kurşuna dizilen, elektrikli sopalarla dövülerek öldürülen, sivil kıyafetli polisler tarafından linç edilen, öldürülenlerin tanınmaması için yüzlerine tuğlalarla vurulan binlerce Uygur genç, gece evinden tutuklananlar, tecavüze uğradıktan sonra kafaları kesilerek cesetleri sokağa atılan Uygur kızlar, anneler yer almamaktadır. Hem zalim hem de kurnaz Çin hükümeti, kendisi servis ettiği görüntülerle Uygur Türklerini suçlu göstererek dünya halkını kandırmaya çalışıyor. 6 Temmuz Pazartesi, sokaklarda bir tane bile Çinli bulamayan Çin hükümeti, 10 bine yakın askeri sivil giyindirerek herkesin eline tek tip sopayla sokağa dökmüş ve önüne rastlayan bütün Uygur halkını öldürme merini verdi. Çinli askerler Ürümçi sokaklarında adeta terör havası estirmiş, sokakta gördüğü her Uygur’u linç etmiş, ev – ev arayarak genç – yaşlı, erkek – kadın demeden herkesi öldürmüştür. Sokağa çıkacak genç kalmadığından dolayı, olayın üçüncü gününden itibaren Uygur anneler kendilerinin de kocaları, oğulları ya da kardeşleri gibi öleceklerini bile – bile sokağa döküldü. Beklendiği gibi onlar da Çin silahlı güçlerinin sert müdahalesine maruz kaldı. Bölgeyi 1949’da işgal ettiğinden beri devlet terörü uygulaya gelen Çin hükümeti, o zalim duruşunu bir kez daha sergiledi. Bütün dünyanın gözleri önünde cereyan eden olayların tek sorumlusu olan Çin hükümeti, yine bütün sorumluluğu yurt dışında faaliyet göstermekte olan Doğu Türkistan sivil toplum kuruluşlarının üzerine atarak soykırım yaptığı gerçeğini gizlemeye çalışıyor. Çin hükümeti, olaydan hemen sonra sadece ulaşım, telefon ve internet hatlarını kesmekle yetinmeyip bölge halkının suyu ve elektriğini de keserek sokağa çıkmaya cesaret edemeyen Uygur Türklerini de açlık ve susuzluktan ölmeye zorlamaktadır. Televizyon haberlerinde olayda sadece 156 kişinin öldüğü, 1080 kişinin yaralandığı ve 1450 kişinin tutuklandığı söylenmektedir. Ancak, olaydan hemen sonra Doğu Türkistan’dan gelen bilgilere göre, Çinli polisler tarafından ilk açılan ateş sonucu hayatının kaybedenlerin sayısı birkaç yüzü bulmakla beraber, Pazartesi ve Salı günleri Ürümçi’deki Halk Tiyatrosu, Halk meydanı ve spor salonlarında yüzlerce kişinin cesedi bulunmuştur.  Genel olarak değerlendirdiğimizde, bu olayda en az 2 – 3 bin kişinin hayatını kaybettiği, binlerce kişinin yaralandığı, yaralıların da hastanelere kabul edilmediğinden dolayı büyük çoğunluğunun ölebileceği, 10 binden fazla kişinin de tutuklandığı gelen bilgiler arasındadır.

Doğu Türkistan’da katliam yaşanıyor, soykırım yaşanıyor, etnik kıyım yaşanıyor, insanlık dramı yaşanıyor, devlet terörü yaşanıyor ve bütün dünya buna seyirci kalıyor. Sivil toplum kuruluşları ise katliamın bir an önce sonlandırılarak Uygurları katleden Çin hükümeti ve yetkililerinin cezalandırılmasını, Çin malı ürünlerin ise boykot edilmesini istiyorlar.